Tuz

İçeriğindeki minerallerin sağlıklı beslenmede önemli yer tutması nedeniyle, tuz yaşamın devamı için vazgeçilmez bir maddedir.

Göller, denizler ve kayalardan saf olarak elde edilen tuz: besinlerin işlenerek saklanması ve yemeklerin lezzetinin arttırılmasında kullanılır.

 

KİMYASAL YAPISI:

Tuz: denizlerde çökmüş olarak ve göl yataklarında ise kaya tuzu şeklinde bulunur.

Tuzun kimyasal yapısı: % 84 oranında sodyum klorür ve % 16 oranında çeşitli mineraller (lityum, fosfor, selenyum, magnezyum, kalsiyum) den oluşur.

Doğada bilinen 92 elementin tümü, tuz kristallerinde vardır.

Yani bir anlamda, tuz, tek başına, vücudun tüm mineral ihtiyacını karşılar.

Ancak doğal kaynaklardan elde edilen tuz kristalleri: işlenerek yani rafine edilerek sofra tuzu haline getirilir. Bu işlem sırasında ise: tuzun içindeki bütün elementler yok olur. Ayrıca yine tuzun içindeki sodyum klorür oranı % 97 gibi çok yüksek bir orana yükselir.

“Himalaya tuzu” olarak nitelendirilen tuzdaki elementler, tuz kristalinin kafes yapısının içine girdiğinden: işlenme sırasında ayrışarak yok olmaz.

 

İyot:

Tuzun en önemli mineralidir.

Aynı zamanda, vücut için çok önemlidir.

Çünkü, iyot, tiroit bezinden salgılanan hormonların bileşiminde vardır.

Bu hormonlar, vücutta metabolizma hızını denetler.

Eğer vücutta yeteri kadar iyot bulunmazsa: metabolizma hızı yavaşlar, kilo artışı ile birlikte, başta “guatr” olmak üzere birçok hastalık ortaya çıkar.

Guatr: tiroit bezinin büyümesidir ve başlıca sebebi, iyot eksikliğidir. Bunu önlemek için: iyot yönünden zengin gıdalarla beslenmek ve iyotlu tuz kullanımı gerekir. Ancak, guatr denen hastalık oluştuktan sonra, iyot takviyesi yeterli olmaz.

Vücutta iyot eksikliği; özellikle çocuklarda cücelik ve zeka geriliği yaratır.

İyot bakımından zengin gıdalar: deniz ürünleri ve iyotlu yemek tuzudur. Ancak yeterli iyot alımı için; yemekler hazırlanırken, özellikle yemek piştikten sonra tuz konulmalıdır.

İyottun tiroit ve florun dişlere iyi geldiği düşünülerek, birçok ülkede, bu iki mineral, tuza eklenir. Ancak: iyot ve flor, tepkisel elementlerdir. Bu iki element bir araya gelince, zaten zehirli olan ve tuzun içinde yüksek oranda bulunan “sodyum klorür” ü daha zehirli hale dönüştürür. Sonuçta, bu iki element, özellikle ve başta tiroit olmak üzere, birçok organda kanser riskini tetikler. Bu yüzden, tuza iyot katılmadan önce, vücut için gerekli iyot mineralinin deniz ürünleri tüketilerek alınması tercih edilmelidir.

 

Sodyum:

Besinlerde doğal olarak bulunur. Yani, vücut ihtiyacı olan sodyumun büyük bölümünü tuzdan değil, doğal yolla besinlerden alabilir.

Tuz bileşimindeki sodyum: sodyum klorür şeklindedir. Ancak rafine edilmiş yani işlenmiş tuz: saf sodyum klorür değildir. İçinde ilaveten az miktarda da olsa: sülfat, potasyum, magnezyum, fosfat ve kalsiyum vardır. Vücudun yeteri kadar sodyum ihtiyacının karşılanması için, günlük olarak dörtte bir tatlı kaşığı kadar tuz kullanımı yeterlidir.

 

 

TUZUN VÜCUTTAKİ METABOLİZMASI:

İnsan vücudunun % 75’i sudan oluşur. Ancak suyun vücuttaki hayati fonksiyonları yerine getirebilmesi için, kandaki plazmada, mutlaka tuz bulunması gerekir. Ancak bu tuz, vücuda zarar vermeyecek ve gerekli mineral ve elektrolit dengesini sağlayacak içerikte olmalıdır. Gıdalardan alınan tuz, sindirilerek kana karışır. Kan ve hücreler arasındaki dolaşım suyunda, sabit bir oranda tuz bulunur ve bu sabit oran geçilmez. Yani, vücut belli orandan fazla tuz tutamaz.

İnsanlardaki tuz tüketimi, bağımlılık değil sonradan öğrenilmiş bir alışkanlıktır. Tuzlu gıdalara duyulan istek, genellikle yaşamın ilk yıllarında öğrenilir. Anne sütü, bebek mamaları ve diğer bebek gıdalarındaki sodyum oranı: bebeklerde tuz tercihinin gelişmesine sebep olur. Ancak zamanla insanlar tuza ait damak zevklerini yeniden eğitebilirler. Yani tuz asla bağımlılık yapmaz.

 

TUZUN FONKSİYONLARI:

Tuz, vücutta sinir hücreleri arasındaki bilgi iletişimde görevlidir.

Çünkü tuzun içeriğinde bulunan sodyum ve potasyum: sinir liflerindeki uyarıları beyine ve beyinden de kaslara iletir.

Yani tuzdaki bu elementler olmasaydı, düşünmek ve harekete geçmek gibi eylemler olamazdı.

Tuzun kaslarla ilgili fonksiyonlarına gelince: tuz kas sıklığı ve kas gücünün korunması, kasların güç üretmesinin sağlanması ve kaslarda krampların önlenmesinde etkilidir. Özellikle yaşlılarda, tuz tüketiminin azlığına bağlı olarak, mesane kontrolü kaybolur ve istemsiz idrar kaçırma görülür.

Tuz, vücut sıvı dengesinin düzenlenmesine yardımcı olur.

Tansiyon ve düzenli kalp ritmini dengeler.

Güçlü bir doğal yatıştırıcı ve stres gidericidir. Tuzun içinde bulunan “lityum” depresyon tedavisinde kullanılır. Bu özelliği nedeniyle, uyku düzenleyici olarak da kullanılır. Dolu bir bardak su ve dil üstüne konulacak biraz tuz: derin bir uyku sağlayacaktır.

Aşırı tükürük salgısı: vücutta tuz eksikliğini gösterir. Uykuda ağızdan çıkacak derecedeki tükürük salgısı, tuz tüketimiyle önlenebilir.

Tuz, kanserden korunmada etkilidir. Çünkü oksijen kanser hücrelerini öldürür ve kanser hücreleri oksijensiz ortamı severler. Vücut, yeteri kadar su ve tuz aldığında, dolaşımdaki kan hacmi artar ve kan vücudun her yerine ulaşır. Harekete geçen oksijen, bağışıklık sistemi hücrelerini destekler ve kanser hücrelerinin yok olmasını sağlar.

Tuz, diyabet tedavisinde yararlıdır. Çünkü vücutta insülin ihtiyacını azaltır ve şeker dengesi sağlanır.

Tuz “antihistaminik” özelliği nedeniyle, astım tedavisinde kullanılır. 1-2 bardak su içildikten sonra, dil üstüne konulan bir parça tuz: solunumu kolaylaştırır. Ancak içeriğindeki potasyum nedeniyle, tuz fazla kullanıldığında, bu kez astım tetiklenir. Bu yüzden egzersiz öncesi, potasyum zengini portakal suyu, muz ya da enerji içeceği tüketilirse astım nöbetleri tetiklenebilir.

 

TUZ KAYNAKLARI:

Tuz: saf olarak, göller,  denizler ve kayalardan elde edilir.

Ayrıca, bazı besinlerde de doğal tuz bulunur. Bunlar: yeşil yapraklı sebzeler, süt, et ve yumurtadır.

Tuzun en yoğun bulunduğu kaynaklar ise, işlenmiş yani rafine besinlerdir.

Gıda endüstrisinde, gıdaların daha uzun ömürlü olmaları ve bozulmadan saklanabilmeleri için: katkı maddesi olarak çok miktarda tuz kullanılır.

Kalorisi yüksek gıdalar: genellikle yüksek oranda tuz içerir. Salamura besinler (zeytin, peynir, turşu gibi), bisküvi, kek, konserve ve ekmekte de yüksek oranda tuz bulunur.

 

TUZUN KULLANIM ALANLARI:

Dünyada üretilen tuzun % 94’lük bölümü: sanayide kullanılır. Geriye kalan bölümü ise, konserve ve endüstriyel gıdalar ve sofralık tuz olarak tüketilir.

Doğadaki tuzun içindeki pek çok element: tuzun rafine edilmesi sırasında yok olur. Çünkü tuzun büyük bölümünün kullanıldığı sanayi sektöründe bu elementlere ihtiyaç yoktur.

Tuzun, sanayide: sabun, deterjan, cila, PVC, plastik ve tarım ilacı gibi ürünlerin üretiminde kullanılır.

 

TUZ ÇEŞİTLERİ:

Sofra tuzu:

Piyasada satışa sunulan sofra tuzu: tüm elementlerinden ayrıştırıldığı için, sadece yemeklere lezzet katar, başkaca bir işe yaramaz. Sofra tuzunun içine, toz halinde kalması için “alüminyum silikat” katılır. Alüminyum: sinir sistemi üzerinde toksin etki yapar ve özellikle Alzheimer hastalığının başlıca sebebi olduğu düşünülmektedir.

 

 

Kaya tuzu:

Jeolojik dönemlerde oluşan kaya tuzu: çevre kirliliğinden etkilenmediği için tercih edilir. Toprak altından çıkarılan kaya tuzunun değişik renkleri (sarı, gri, mavi, yeşilimsi, kırmızı) olabilir. Bu renkler, tuzun içinde bulunan potasyum, magnezyum, fosfor, kalsiyum gibi elementlere göre değişir. Kimyasal olarak değerlendirildiğinde: kaya tuzunda birçok element bulunur. Ancak yeterince basınç altında kalmadığından, bu elementlerin yapıları oldukça kabadır. Bu kaba yapı nedeniyle, vücutta hücrelere geçemezler yani yararları yoktur.

 

Göl tuzu:

Tuz göllerinin suyu, uygun şekilde buharlaştırılarak göl tuzu elde edilir. Beyaz renkli göl tuzları, çevre kirliliğinden önemli ölçüde etkilenir ve bu yüzden çok tercih edilmez.

 

Doğal kristal tuz:

Vücuttaki elementler, doğal kristal tuzun yapısında doğal olarak bulunan elementlerle aynıdır. Doğal kristal tuz: iki çeşittir.

 

Kristal tuz:

Dağların içine gizlenmiş, doğal ve saf kristal tuzlar: milyonlarca yıl basınç altında kalırlar. Basıncın yüksekliği: kristal tuzun oluşumu açısından büyük önem taşır. Çünkü sadece yüksek basınç, tuzun kristalleşmesini sağlar. Basınç altında, tuzun kristal yapısı mükemmel olur. İçeriğinde bulunan elementler: yoğun basınç nedeniyle, o kadar küçülmüştür ki, vücutta hücreler tarafından kolayca emilir ve metabolize edilir.

 

Himalaya tuzu:

Mineral tuz olarak tanınır. İçeriğinde % 87 oranında sodyum klorür ve vücut için gerekli 84 parça mineral ve iz element bulunur. Bunlar: böbreküstü ve hipofiz bezindeki dengeyi sağlayarak hormonları etkinleştirir.

 

 

 

KAYA TUZU VE KRİSTAL TUZ ARASINDAKİ FARKLAR.

Temel farklılık: elementlerin tuzun yapısına nüfus etme şeklidir.

Kaya tuzundaki elementler: tuzun kristal kafes yapısına girmez, kristal yapının yüzeyi ve aralarına yapışır. Yeterli basınç olmadığından: elementler mikro yani uygun boyutta değildir. Vücuttaki hücreler ise: sadece mikro boyuttaki elementleri hücre içine alırlar. Yani kaya tuzundaki elementler hücre içine giremez ve bu yüzden, gerekli faydayı sağlayamaz. Bu yüzden, günümüzde, doğal kaya tuzu: doğada yabani hayvanlar ve inekler tarafından kullanılır.

Kristal tuzda ise düzgün ve doğal kristal yapı nedeniyle, elementler kristal yapının içine girer. Bu elementler gerekli basınçlı ortam sağlandığından mikro boyuttadır ve vücutta, hücrelerin içine girerek gerekli faydayı sağlar.

 

HANGİ TUZ TERCİH EDİLMELİDİR:

Günlük sofralık tuz olarak kullanımda: kristal tuz tercih edilmelidir.

Zaten antik dönemde: kristal tuz, sadece asiller tarafından kullanılırdı ve bu yüzden “kral tuzu” olarak bilinirdi. Ancak günümüzde, saf kristal tuzların işletilmesi, ekonomik açıdan karlı değildir. Çünkü, saf kristal tuzlar, sadece damarlar halinde ortaya çıkarılır ve makineler yerine, tamamen el işçiliğiyle elde edilir. Bu yüzden, kristal tuzun maliyeti yüksektir. Bunun sonucunda ise, tüketimde kristal tuz talebi arttıkça, sahte kristal tuzlar ortaya çıkmaktadır. Kaya tuzları, kristal tuz olarak piyasaya sürülmektedir.

Rafine tuz ise, asla kullanılmamalıdır. Çünkü, rafine tuz, sadece “sodyum klorür” den ibarettir ve içinde hiçbir yararlı element yoktur.

Himalaya tuzu olarak kullanılan kristal tuz: vücutta gerekli faydanın sağlanması için istenilen standartlara uygundur. İçeriğindeki elementler gereği kadar zengin olduğundan, evlerde sofralık tuz olarak Himalaya tuzunun kullanılması uygundur.

 

 

GÜNLÜK TUZ İHTİYACI:

İnsan vücudunun, terle kaybettiği tuzu geri alabilmesi için: günlük en fazla 10 gram tuz kullanımı uygundur.

Ancak çeşitli hastalık (ishal, kolera gibi) durumlarında: vücuttan atılan tuz miktarı hızla arttığından ve beraberinde su kaybı olduğundan: ölüme kadar varabilecek sonuçlardan korunmak için: bol su ve tuz takviyesi gereklidir.

Fazla sıcak ortamlarda çalışanlar: aşırı terlemeyle atacakları tuz miktarı artacağından, günlük ihtiyaç duyulan tuz alımı da artar.

 

Günlük tuz ihtiyacı, yemeklere eklenecek tuz ile karşılanır. Yemeklere sonradan (piştikten sonra) eklenecek yarım çay kaşığı kadar tuz: yaklaşık 5 gramdır ve günlük ihtiyacın yarısı bu şekilde karşılanır.

Ancak çoğu gıda maddesi üretim yani rafinasyon sırasında, özellikle dayanıklılığı arttırmak için yeteri kadar tuzlandığından, yemeklere eklenecek tuz, günlük ihtiyacın aşılmasına sebep olacaktır.

Tuzun aşırı tüketimi ise: sadece yiyeceklerin tadını olumsuz etkilemekle kalmaz, vücutta da olumsuz etkiler yaratır. Bu olumsuz etkiler: tansiyon yüksekliği yani hipertansiyon, kalp ve böbrek hastalıkları, obezite, diyabet, bazı kanser türlerinin tetiklenmesi, ve kemik sağlığının bozulmasıdır. Hipertansiyon hastaları: kullandıkları tuzun içeriğine bakarak sodyum klorür yerine potasyum klorür ağırlıklı tuzları tercih etmelidirler.

Tuz: belli ölçülerde kullanıldığında, özellikle içeriğinde bulunan iyot ile, iyot eksikliğinden kaynaklanan başta guatr olmak üzere çeşitli hastalıkların önlenmesinde etkilidir.

 

TUZ EKSİKLİĞİNİN YARATACAĞI SONUÇLAR:

Günlük tuz kullanımı, 2 gramın altına düştüğünde: vücutta tuz eksikliği ve buna bağlı olarak çeşitli rahatsızlıklar görülebilir.

Bu rahatsızlıklar: ani bitkinlik, kas krampları, sersemlik, mide bulantısı, iştahsızlık, akılda dengesizlik, baş dönmesi, dalgınlık ve bilinç kaybıdır.

Bu belirtiler görüldüğünde: kişi dinlendirilmeli ve bir bardak suya, bir tutam tuz atış karıştırılarak kişiye içirilmelidir.

 

 

TUZ FAZLALIĞININ YARATACAĞI SONUÇLAR:

Günlük tuz tüketimi, ortalama değer olan 10 gramın üstüne çıktığında: başta tansiyon olmak üzere çeşitli problemler olabilir. Tuz: kan basıncını yani tansiyonu yükseltir. Çünkü atardamarların gerilmesi ve gerginliğinin artmasında, tuz doğrudan etkilidir.

Vücut, tuzu, zehirli bir madde gibi algılar ve kendini korumak için, tuzu (sodyum klorür) hücre suyundan temin edilen su molekülleriyle sarmalayarak zararsız hale getirmeye çalışır. Böylece: vücuda alınan her 1 gram tuzun, vücut dışına atılabilmesi için, hücrelerden normalden 24 kat daha fazla su kullanılır. Yani, vücut tuzu nötralize etmek için, en kaliteli suyu yani hücrelerin suyunu feda etmek zorunda kalır. Bunun sonucunda ise: hücreler kurur, hücrelerin ölümü hızlanır ve erken yaşlanma ile kronik yorgunluk olur.

Buna rağmen, tamamen vücut dışına atılamayan tuz (sodyum klorür) kristalleşir ve ürik asitle birleştiğinde “asidik bir sıvı” ortaya çıkar.

Bu asidik sıvı: yerçekimi nedeniyle, özellikle ayaklarda, kemik ve eklemlerde toplanarak, romatizma, gut, artrit ve artroz gibi hastalıklara sebep olur. Böbrek ve safra taşı oluşumu hızlanır.

Vücutta: su ve tuz dengesi olması gereklidir. Çünkü tuz vücuttan atılırken, beraberinde su götürür. Vücuda fazla tuz girdiğinde, tuzun içeriğindeki sodyum;  vücutta su tutar ve şişkinlikler yani ödem olur. 1 gram tuz: vücutta ortalama 250-300 ml su tutar.

Eğer kişinin böbreklerinde sorun varsa, tuzla alınan sodyumun vücut dışına atılamaz ve yine şişkinlik yani ödem olur. Ödem: vücutta kemik yoğunluğunu azaltıcı etki gösterir.

Fazla tuz, vücuttan ter, idrar ve dışkı ile atılır. Böbrekler, günlük olarak sadece 6-7 gram tuzun vücut dışına idrarla atılmasını sağlayabilir.

 

TUZUN MUHAFAZASI:

Tuz, muhafaza edilirken içeriğindeki iyot kaybını engellemek için: gün ışından uzak, ışık geçirmeyen paket ve kaplarda, koyu renkli şişelerde, kuru ve serin yerde muhafaza edilmelidir.